GERUNDS AND İNFİNİTİVES
Bu konuda hem gramer hem de kelime öğreneceğiz. KPDS için çok önemli birkaç gramer bilgisi ve önemli kelimeler var ki bunlar çok iyi öğrenilmeli; diğerleri sınav için çok önem arzetmese de öğrenilse iyi olur.
“Gerunds ve İnfinitives” konularının her ikisi de tek başına ele alındığında önemli ve geniş konulardır. İlk önce KPDS için önemli olan kısımları öğreneceğiz. Yani “Gerunds ve İnfinitives” lerin cümlede çekimsiz boyutu ile ilgileneceğiz.
“Gerunds ve İnfinitives” ler, cümlede bir harekete verilen ismdirler. Türkçe’deki ismin halleri durumunda kullanılırlar. İngilizce’de ise bir yüklemden sonra çekilmemiş fiiller mastar yapısında gramatikal olarak üç pozisyonda olabilirler.
1.) Gerund (speaking, going gibi)
2.) İnfinitive (to speak, to go gibi)
3.) Bare infinitive (Yalın mastar) (speak, go gibi)
“Öğrenmeyi istiyorum” cümlesinde “istemek” cümlenin yüklemidir. “öğrenmeyi” ise çekilmemiş konumda olup, İngilizce’de gramatikal olarak yukarıda da söylendiği gibi üç şekilden biri ile ifade edilebilir. Bu bir sistemdir, kuralları vardır. Bu kurallar çerçevesinde uygun olan şekliyle cümle yazılır.
Yalın mastarlar genellikle Causative (ettirgenlik) yapısında kullanılır ki bu konuyu daha sonra göreceğiz. Yalın mastar kullanımı spesifik özelliğe sahip olup, kullanım alanı sınırlıdır. Bu şekilde kullanılan fiil sayısı da azdır. Bu nedenle cümlede çekimsiz bir fiil denince “Gerunds ve İnfinitives” olmak üzere iki kullanım akla gelir. Bu durumda biri diğeri için altarnatif konumundadır. Yani eğer cümlede gerund kullanılmıyorsa, onun alternatifi olan infinitive’e gidilir. Bu özellik olduğu için bir konunun iyi bilinmesi, alternatifinin de çözülebilmesi anlamına gelir. Gerunds’lar ile başlayalım.
2 Mart 2008 Pazar
NEED’ in Esas Fiil Olarak Kullanımı
NEED’ in Esas Fiil Olarak Kullanımı
I need to learn that. (Şunu öğrenmeye ihtiyacım var veya Şunu öğrenmem gerekir.)
I need some money. (Biraz paraya ihtiyacım var.)
I don’t need anything. (Herhangi bir şeye ihtiyacım yok.)
She dosen’t need anything. (Herhangi bir şeye ihtiyacı yok.)
She dosen’t need to resign. (İstifa etmeye ihtiyacı yok veya İstifa etmesi gerekmez.)
“Need”in yukarıdaki kullanımında görüldüğü gibi modal özelliği yoktur. “Need” sahısa göre çekilmiş, sonrasında mastar veya nesne almış. Kısacası bir esas fiil işlevine sahiptir.
She didn’t need to resign. (İstifa etmesi gerekmedi.)
“Need” in Simple Past kullanımı, daha önce gördüğümüz “have to” modalının Simple Past kullanımı ile aynı anlamdadır.
Yani yukarıdaki cümleyi;
She didn’t have to resign (She had not to resign.) şeklinde de yazabiliriz.
Bu özelliklerden dolayı Didn’t need = Didn’t have to diyebiliriz.
“Need” esas fiil olarak tıpkı diğer fiiler gibi tüm zamanlar için çekilebilir.
He will need to apply for that. (Onun buna baş vurması gerekecek.)
She needn’t have studied. (Çalışması gerekmezdi veya çalışmaması gerekirdi.)
She shouldn’t have studied. (!! !! !! !!)
Yukarıdaki iki cümle arasında anlam farkı var ama çok önemli olmayan bir ayrıntıdır. Her iki cümle de “Çalışması gerekmezdi” diye çevrilebilir.
*** “Need” modal olarak iki kullanıma sahiptir. Present Modal ve Perfect Modal olmak üzere. (Needn’t ve Needn’t Have V3 )
Örnekler
I needed to call off the match. (Maçı iptal etmem gerekti.)
1.) V1 almamış, mastar almış
2.) S. Pasta göre çekilmiş
3.) Olumlu yapıda kullanılmış. Bu özelliklerden dolayı modal değil; esas fiil olarak kullanılmıştır.
Call: seslenmek, telefon açmak.
Call off: iptal etmek. Syn “Cancel”
Did thay need to warn you. (Sizi uyarmaları gerekti mi?) (Esas fiil)
They needn’t spend so much energy on this project. (Bu projede bu kadar çok enerji harcamalarına gerek yoktur, (gerekmez).) (Present modal)
Have you needed to confees everything. (Her şeyi itiraf etmeniz gerekmiş mi?) (esas fiil)
Confees: itiraf etmek
You needn’t have spoken to me that way. (Benimle bu şekilde konuşman gerekmezdi.) (modal)
Speak to: ...e ile konuşmak
Way: yol, biçim, yöntem, tarz
***Not: Sınavlarda, özellikle “Need”in Perfect Modal’ı; çeviri, eş anlamını bulma gibi kilit noktalarda çok sorulur.
She needn’t study harder, becouse her marks are high. (Daha sıkı çalışmasına gerek yoktur. Çünkü notları yüksektir.) ( present modal)
We don’t need your help. (Yardımınıza ihtiyacımız yoktur. (esas fiil.)
You needn’t have shouted at us; we are not deaf. (Bize bağırman gerekmezdi; sağır değiliz.) (Perfect modal)
She needn’t have complained us. (Bizi şikayet etmesi gerekmezdi.) (perfect modal.)
***Son iki cümle “bize böyle bağırmamalıydın” şeklinde de çevrilebilir. Dikkat edilirse bu çeviri “ geçmişte yapılması gerekli ama yapılmamış” eylemleri ifade etmek için kullanılan “should + have V3 ve ought to + have V3 ” modallarının olumsuz kullanımı ile aynı anlamdadır.
Bunu dile getirmesi gerekmezdi. (She needn’t have expressed this.) (perfect modal.)
Yabancı dilimi değiştirmem gerekmedi (I didn’t need to change my foraign language) (esas fiil)
Yarın gelmem gerekir mi? (Do I need to come tomorrow.) (esas fiil.)
Yarın gelmem gerekmez mi? (Needn’t I come tomorrow.) (present modal.)
Bir cümlede soru sözcüğü olduğu zaman (where, what, who gibi) need kullanmıyoruz. “Gereklilik” anlamı veren “should” veya “ought to” kullanılır. bu özellik sadece “need” için geçerlidir.
I need to learn that. (Şunu öğrenmeye ihtiyacım var veya Şunu öğrenmem gerekir.)
I need some money. (Biraz paraya ihtiyacım var.)
I don’t need anything. (Herhangi bir şeye ihtiyacım yok.)
She dosen’t need anything. (Herhangi bir şeye ihtiyacı yok.)
She dosen’t need to resign. (İstifa etmeye ihtiyacı yok veya İstifa etmesi gerekmez.)
“Need”in yukarıdaki kullanımında görüldüğü gibi modal özelliği yoktur. “Need” sahısa göre çekilmiş, sonrasında mastar veya nesne almış. Kısacası bir esas fiil işlevine sahiptir.
She didn’t need to resign. (İstifa etmesi gerekmedi.)
“Need” in Simple Past kullanımı, daha önce gördüğümüz “have to” modalının Simple Past kullanımı ile aynı anlamdadır.
Yani yukarıdaki cümleyi;
She didn’t have to resign (She had not to resign.) şeklinde de yazabiliriz.
Bu özelliklerden dolayı Didn’t need = Didn’t have to diyebiliriz.
“Need” esas fiil olarak tıpkı diğer fiiler gibi tüm zamanlar için çekilebilir.
He will need to apply for that. (Onun buna baş vurması gerekecek.)
She needn’t have studied. (Çalışması gerekmezdi veya çalışmaması gerekirdi.)
She shouldn’t have studied. (!! !! !! !!)
Yukarıdaki iki cümle arasında anlam farkı var ama çok önemli olmayan bir ayrıntıdır. Her iki cümle de “Çalışması gerekmezdi” diye çevrilebilir.
*** “Need” modal olarak iki kullanıma sahiptir. Present Modal ve Perfect Modal olmak üzere. (Needn’t ve Needn’t Have V3 )
Örnekler
I needed to call off the match. (Maçı iptal etmem gerekti.)
1.) V1 almamış, mastar almış
2.) S. Pasta göre çekilmiş
3.) Olumlu yapıda kullanılmış. Bu özelliklerden dolayı modal değil; esas fiil olarak kullanılmıştır.
Call: seslenmek, telefon açmak.
Call off: iptal etmek. Syn “Cancel”
Did thay need to warn you. (Sizi uyarmaları gerekti mi?) (Esas fiil)
They needn’t spend so much energy on this project. (Bu projede bu kadar çok enerji harcamalarına gerek yoktur, (gerekmez).) (Present modal)
Have you needed to confees everything. (Her şeyi itiraf etmeniz gerekmiş mi?) (esas fiil)
Confees: itiraf etmek
You needn’t have spoken to me that way. (Benimle bu şekilde konuşman gerekmezdi.) (modal)
Speak to: ...e ile konuşmak
Way: yol, biçim, yöntem, tarz
***Not: Sınavlarda, özellikle “Need”in Perfect Modal’ı; çeviri, eş anlamını bulma gibi kilit noktalarda çok sorulur.
She needn’t study harder, becouse her marks are high. (Daha sıkı çalışmasına gerek yoktur. Çünkü notları yüksektir.) ( present modal)
We don’t need your help. (Yardımınıza ihtiyacımız yoktur. (esas fiil.)
You needn’t have shouted at us; we are not deaf. (Bize bağırman gerekmezdi; sağır değiliz.) (Perfect modal)
She needn’t have complained us. (Bizi şikayet etmesi gerekmezdi.) (perfect modal.)
***Son iki cümle “bize böyle bağırmamalıydın” şeklinde de çevrilebilir. Dikkat edilirse bu çeviri “ geçmişte yapılması gerekli ama yapılmamış” eylemleri ifade etmek için kullanılan “should + have V3 ve ought to + have V3 ” modallarının olumsuz kullanımı ile aynı anlamdadır.
Bunu dile getirmesi gerekmezdi. (She needn’t have expressed this.) (perfect modal.)
Yabancı dilimi değiştirmem gerekmedi (I didn’t need to change my foraign language) (esas fiil)
Yarın gelmem gerekir mi? (Do I need to come tomorrow.) (esas fiil.)
Yarın gelmem gerekmez mi? (Needn’t I come tomorrow.) (present modal.)
Bir cümlede soru sözcüğü olduğu zaman (where, what, who gibi) need kullanmıyoruz. “Gereklilik” anlamı veren “should” veya “ought to” kullanılır. bu özellik sadece “need” için geçerlidir.
NEED
NEED
“Need”, diğer modallardan farklı bir özelliğe sahip olduğu için en sona bırakıldı ve diğerlerinden ayrı olarak veriliyor.
“Need” hem modal hem de esas fiil niteliğinde olmak üzere iki ayrı kullanıma sahiptir. Her iki durumda anlamı hemen hemen aynıdır. “ihtiyacında olmak, gereksinim duymak” anlamına gelir.
Eğer modal olarak kullanılırsa daha önce söylenen üç modal özelliğini de taşıması gerekir. Esas fiil olarak kullanılırsa diğer fiiller gibi çekime girer. Bu özelliklerden yola çıkarak kullanımının modal mı yoksa esas fiil mi olduğu anlaşılır.
I need learn English. (İng. Öğrenmem gerekir veya İng. Öğrenmeğe ihtiyacım var.)
Görüldüğü gibi “need” den sonra fiil birinci halde, çekilmemiş ve başka bir modal yok. Bu özelliklere sahip olduğu için “need” burada modal olarak kullanılmıştır.
Ama “need” modal olarak pek olumlu yapıda kullanılmaz. Genelde olumsuz yapıda modal olarak kullanılır.
I needn’t go there. (Oraya gitmem gerekmez.)
She needn’t study such a lesson. (Böyle bir dersi çalışması gerekmez.)
Not: “Need” sadece modal olarak kullanıldığında olumsuzluk eki olan “not” ı alır. Eğer esas fiil olarak kullanılırsa “not” almaz, bu görevi yardımcı fiil üstlenir.
“Need”, diğer modallardan farklı bir özelliğe sahip olduğu için en sona bırakıldı ve diğerlerinden ayrı olarak veriliyor.
“Need” hem modal hem de esas fiil niteliğinde olmak üzere iki ayrı kullanıma sahiptir. Her iki durumda anlamı hemen hemen aynıdır. “ihtiyacında olmak, gereksinim duymak” anlamına gelir.
Eğer modal olarak kullanılırsa daha önce söylenen üç modal özelliğini de taşıması gerekir. Esas fiil olarak kullanılırsa diğer fiiller gibi çekime girer. Bu özelliklerden yola çıkarak kullanımının modal mı yoksa esas fiil mi olduğu anlaşılır.
I need learn English. (İng. Öğrenmem gerekir veya İng. Öğrenmeğe ihtiyacım var.)
Görüldüğü gibi “need” den sonra fiil birinci halde, çekilmemiş ve başka bir modal yok. Bu özelliklere sahip olduğu için “need” burada modal olarak kullanılmıştır.
Ama “need” modal olarak pek olumlu yapıda kullanılmaz. Genelde olumsuz yapıda modal olarak kullanılır.
I needn’t go there. (Oraya gitmem gerekmez.)
She needn’t study such a lesson. (Böyle bir dersi çalışması gerekmez.)
Not: “Need” sadece modal olarak kullanıldığında olumsuzluk eki olan “not” ı alır. Eğer esas fiil olarak kullanılırsa “not” almaz, bu görevi yardımcı fiil üstlenir.
Was / Were Going To:
Was / Were Going To:
Geçmişte yapılması düşünülüp yapılmamış eylemleri ifade etmek için kullanılır.
Last night, we were going to visit you, but we had some guests. (Geçen akşam sizi ziyarete gelecektik ama misafirlerimiz vardı.)
Geçmişte yapılması düşünülüp yapılmamış eylemleri ifade etmek için kullanılır.
Last night, we were going to visit you, but we had some guests. (Geçen akşam sizi ziyarete gelecektik ama misafirlerimiz vardı.)
Diğer Modal’lar
Diğer Modal’lar
Had better: ...se iyi olur
We had better get up early. (Erken kalksak daha iyi olur.)
Would rather / sooner: yeğlemek, tercih etmek
I would rather die than do it. (Onu yapmaktansa ölmeyi tercih ederim.)
Die: ölmek
Dead: ölü
Death: ölüm
We would sooner sell than rent it. (Kiralamaktansa almayı tercih ederim.)
****Not: Eğer “would rather / sooner” formundan sonra bir cümlecik gelirse, bu cümleciğin zamanı mutlaka Simple Past’ tır. Bu özellik çok önemlidir ve KPDS’ de sorulmuş.
I would rather (that) you remained at home. (Evde kalmanı tercih ederim.)
S. Past
I would sooner (that) you remained at home. (Evde kalmanı tercih ederim.)
Simple Past
“would rather / sooner” formunun ilk kullanımında, modal olduğu için hemen sonrasında V1 geliyordu. Burada ise, sonrasında “that” ile geçiş yapmış ve öznesi olan bir cümlecik gelmektedir. Bu cümleciğin zamanı mutlaka Simple Past olmak zorundadır. Karışık bir konu olduğu için mantığı daha sonra açıklanacaktır.
Remain: kalmak
Used to: ...irdi
(Geçmişte alışkanlık gereği yapılan olayları ifade ederken kullanılır.)
I used to smoke when I was at university. (Üniversitedeyken sigara içerdim.)
Bu cümlede, söyleyenin şu anda sigara içmediği anlamı gizlidir. Ayrıca genelde “used to” yapısı “but ile geçiş yapar.
I did not use to smoke. (Eskiden sigara içmezdim.)
Did you use to smoke? (Sigara içmez miydin?)
“Used to” yapısının olumlu ve sorusunda görüldüğü gibi “did” yardımcı fiilinden faydalanılır. Yardımcı fiil devreye girdiğinden “use” şeklinde birinci hale döner.(Simple Past Tense’ nin özelliklerinden hatırlayınız.) Gerçi bu tartışma konusudur. “used to” modal olduğu için direk “not” alabilir diyenler de vardır ve bu kullanım informal olarak kullanılmaktadır. Ama gramer olarak “used not to” kullanımı yanlıştır.“Used to” yapısının soru ve olumsuzunda doğru kullanım yukarıdaki gibidir.
She used to gamble, but now she dosen’t. (O kumar oynardı ama şimdi oynamaz.)
Did you use to play football. (Futbol oynar mıydın?)
My father didn’t use to watch T.V, but now he is always before the screen.
(Babam T.V izlemezdi ama şimdi daima ekranın önündedir.)
Screen: ekran
Gamble: oyun, kumar
Would: ...irdi (Geçmişte alışkanlık gereği yapılmayan olayları ifade etmek için kullanılır.)
Dare: Cesaret etmek
I Daresay: Sanırım, Galiba
May / Might as well: Bari..........se
Bu yapı genelde “might” ile kullanılır.
You might as well come tomorrow. (Bari yarın gelseydin.)
I Daresay (Sanırım, galiba)
I daresay you are right. (Sanırım haklısınız.)
Be Going To
Gelecek zamanı ifade etmek için kullanılan bir kalıptır. Yakın gelecek diye de tanımlanır. En güzel ifadesi “geleceğe dair önceden planlanmış veya yakın zamanda olması kesin olan eylemleri ifade etmektir.”
I will write his composition. (Kompozisyonunu yazacağım.) (önceden planlanmamış.)
I am going to write his composition. (Kompozisyonunu yazacağım.) (önceden planlanmış.)
Had better: ...se iyi olur
We had better get up early. (Erken kalksak daha iyi olur.)
Would rather / sooner: yeğlemek, tercih etmek
I would rather die than do it. (Onu yapmaktansa ölmeyi tercih ederim.)
Die: ölmek
Dead: ölü
Death: ölüm
We would sooner sell than rent it. (Kiralamaktansa almayı tercih ederim.)
****Not: Eğer “would rather / sooner” formundan sonra bir cümlecik gelirse, bu cümleciğin zamanı mutlaka Simple Past’ tır. Bu özellik çok önemlidir ve KPDS’ de sorulmuş.
I would rather (that) you remained at home. (Evde kalmanı tercih ederim.)
S. Past
I would sooner (that) you remained at home. (Evde kalmanı tercih ederim.)
Simple Past
“would rather / sooner” formunun ilk kullanımında, modal olduğu için hemen sonrasında V1 geliyordu. Burada ise, sonrasında “that” ile geçiş yapmış ve öznesi olan bir cümlecik gelmektedir. Bu cümleciğin zamanı mutlaka Simple Past olmak zorundadır. Karışık bir konu olduğu için mantığı daha sonra açıklanacaktır.
Remain: kalmak
Used to: ...irdi
(Geçmişte alışkanlık gereği yapılan olayları ifade ederken kullanılır.)
I used to smoke when I was at university. (Üniversitedeyken sigara içerdim.)
Bu cümlede, söyleyenin şu anda sigara içmediği anlamı gizlidir. Ayrıca genelde “used to” yapısı “but ile geçiş yapar.
I did not use to smoke. (Eskiden sigara içmezdim.)
Did you use to smoke? (Sigara içmez miydin?)
“Used to” yapısının olumlu ve sorusunda görüldüğü gibi “did” yardımcı fiilinden faydalanılır. Yardımcı fiil devreye girdiğinden “use” şeklinde birinci hale döner.(Simple Past Tense’ nin özelliklerinden hatırlayınız.) Gerçi bu tartışma konusudur. “used to” modal olduğu için direk “not” alabilir diyenler de vardır ve bu kullanım informal olarak kullanılmaktadır. Ama gramer olarak “used not to” kullanımı yanlıştır.“Used to” yapısının soru ve olumsuzunda doğru kullanım yukarıdaki gibidir.
She used to gamble, but now she dosen’t. (O kumar oynardı ama şimdi oynamaz.)
Did you use to play football. (Futbol oynar mıydın?)
My father didn’t use to watch T.V, but now he is always before the screen.
(Babam T.V izlemezdi ama şimdi daima ekranın önündedir.)
Screen: ekran
Gamble: oyun, kumar
Would: ...irdi (Geçmişte alışkanlık gereği yapılmayan olayları ifade etmek için kullanılır.)
Dare: Cesaret etmek
I Daresay: Sanırım, Galiba
May / Might as well: Bari..........se
Bu yapı genelde “might” ile kullanılır.
You might as well come tomorrow. (Bari yarın gelseydin.)
I Daresay (Sanırım, galiba)
I daresay you are right. (Sanırım haklısınız.)
Be Going To
Gelecek zamanı ifade etmek için kullanılan bir kalıptır. Yakın gelecek diye de tanımlanır. En güzel ifadesi “geleceğe dair önceden planlanmış veya yakın zamanda olması kesin olan eylemleri ifade etmektir.”
I will write his composition. (Kompozisyonunu yazacağım.) (önceden planlanmamış.)
I am going to write his composition. (Kompozisyonunu yazacağım.) (önceden planlanmış.)
Might + Have V3
Might + Have V3
“...mış olabilirdi” veya “....e bilirdi” anlamındadır. Fakat burada ihtimal anlamı vardır. Aslında geçmiş bir olayın olasılığı olamaz ama Might + Have V3 kullanımı genelde geçmişte tehlike arz eden durumlarda kullanılır. Bu kullanım daha sonra Unreal yapılarda detaylı incelenecektir.
She might have fallen down. (O düşebilirdi.)
She might have killed her husband by mistake. (Yanlışlıkla kocasını öldürebilirdi.)
Mistake: yanlışlık, hata
Kill: öldürmek
Böylece Modal olarak temel kullanımları görmüş olduk. Gördüğümüz bu temel kullanımların dışında geniş bir şekilde modal kullanım varyasyonları da vardır. Ana kullanımları öğrendikten sonra karşılaşacağımız bu varyasyonları da çözebiliriz.
Örneğin:
He was ill this morning. He may have gone home. (O bu sabah hastaydı. Eve gitmiş olabilir.)
“...mış olabilir” yapısı daima olasılık bildirdiğinden bu yapıda May + Have V3 yapısında “Can” kullanılamaz. Yani Can + Have V3 şeklinde bir kullanım İngilizce’ de yoktur. Ama olumsuz ve soru yapısı vardır.
Such a man can’t have done that. (Böyle bir adam bunu yapmış olamaz.)
Örnek Model Cümleleri
He may have been waiting for us. (O bizim için beklemekte olabilir.)
He may have resigned. (O istifa etmiş olabilir.)
They must be studying now. (Onlar çalışıyor olmalı.)
She must have been developing a new method. (O yeni bir metot geliştirmekte olmalı.)
He was able to see his boss. (O patronunu görebildi.)
He has been able to see his boss. (O patronunu görebilmiş.)
He had been able to see his boss. (O patronunu görebilmişti.)
The two sides, could have resolved the dispute. (İki taraf anlaşmazlığı çözebilirlerdi.)
Unreal yapı olduğu için cümle olumlu görülmesine karşın olumsuz anlamdadır.
Resolve: çözmek (bir problemi, bir sorunu...)
Solve: çözmek (kimyasal anlamda)
Settle halletmek
Bu cümlede, KPDS için hayati önemde olan “pute”kelimesinin kökü ve türevlerini öğrenecek olursak:
Pute, Latince kökenli bir kelime olup, “Putare” den gelir. “Putare” hesaplamak, düşünmek anlamındadır. Genelde bu kelime kökünün anlamına göre türevleri çevrilir.
Dispute: dis = olumsuzluk, pute = düşünmek, Dispute = anlaşmazlık, tartışma
Compute: com = beraber, Compute = beraber düşünmek, Computer: Bilgisayar.
Repute: tekrar düşünülen, ün, şöhret.
İmpute: suçlamak, itham etmek
I should have turned down their proposal. (Önerilerini ret etmiş olmalıydım.)
She has to have sold her car. (O arabasını satmış olmalıydı.)
They ought to have submitted their report. (Onlar raporlarını sunmuş olmalıydılar.)
Submitte: sunmak
We had to sell all our properties. (Tüm mallarımızı satmamız gerekti.)
Property: mal, mülk, eşya.
People shouldn’t have exalted the statue of computers. (İnsanların bilgisayar statüsünü yüceltmeleri gerekmezdi.)
Exalt: yükseltmek, övmek, yüceltmek.
He shouldn’t have revealed my secret.(Sırlarımı açığa çıkarması gerekmezdi; ....çıkarmamalıydı.)
Reveal: açığa çıkarmak, göstermek, açıklamak
You oughtn’t to have said all these to him. (Bunların tümünü ona söylemen gerekmezdi.)
We had to discharge this patient. (Hastayı taburcu etmek zorunda kaldık.)
Discharge: taburcu etmek.
We must have seen him. (Onu görmüş olmalıyız.)
****Can ile olumlu perfect modal yapılamaz. “Can + Have V3” yapısı yoktur. Yani;
He can have said this şeklinde bir cümle kuramayız. Ama olumsuz yapıda olabilir.
“Can’t + Have V3” şeklinde cümle kurulabilir. Örnek verecek olursak;
She can’t have killed her friend. (O arkadaşını öldürmüş olamaz.)
They should have considered hte offer. (Öneriyi düşünmüş olmalıydılar.)
He must have gone. (O eve gitmiş olmalı.)
He may not have brought it. (Onu almış olmayabilir.)
She may not have passed the exam. (O sınavı geçmiş olmayabilir.)
He is able to realize his goal. (O amacını gerçekleştirebilir.)
He was able to realize his goal. (O amacını gerçekleştirebildi.)
He had been able to realize his goal. (O amacını gerçekleştirebilmişti.)
We could have passed the exam. (Sınavı geçmiş olabilirdik.)
We might have had an accident. (Kaza yapmış olabilirdik. Ya kaza yapsaydık olarak da çevrilebilir.)
İnilizceyi İngiltere’de öğrenmiş olabilirdik. (We could have learnt English in England.)
Evimizi satmamış olabilirdik. (We could not have sold our house.)
Sen ayağını kırmış olabilirdin. (You might have broken your leg.)
He had to reject salary rise. (Maaş artışını ret etmesi gerekti.)
Ject: atmak, fırlatmak anlamındadır. Latince kökenli olup, İngilizce’ye “ject”, Fransızca’ya “jet” olarak geçmiştir. Türkçe’de, Fransızca’dan geldiği için “jet”(uçak) olarak kullanılır. KPDS için önemli bir kelimedir. Türevleri ile birlikte çok iyi bilinmesi gerekir.
İnject: İn = içine, ject = atmak, İnject = içine atmak, enjekte etmek, iğne yapmak
Reject: Re = yeniden, Reject = yeniden atmak, ret etmek
Eject: dışarıya doğru atmak. (teyplerde vardır.)
Object: ...e atmak, itiraz etmek, karşı çıkmak.
Project: Pro = ileriye, ...nın yerine, Project = ...nın yerine atmak, tasarlamak.
The committe members could have given more concession. (Komite üyeleri daha fazla ödün verebilirlerdi.)
***Concession: taviz, ödün, ayrıcalık. KPDS’ de çok geçiyor. İyi bilinmeli.
He ought to have provided us with more accurate data. (Bize daha doğru bilgiler sağlamış olmalıydı.)
Provide: temin etmek, sağlamak. Önemli bir kelime ve KPDS’ de de sorulmuş önemli bir özelliği var. Eğer “provide”, sonrasında sağlanan nesne belli ise, “with” ile geçiş yapar. Yukarıdaki cümlede sağlanan şey “daha doğru bilgi”dir. Yani nesne belli olduğu için “with” ile geçiş yapmıştır.
Provition: teminat
Accurate: doğru. “cure = tedavi “den köken alır.
Accuracy: doğruluk
Accuratly: doğru bir çekilde
İnaccurate: yanlış
İnaccuracy: yanlışlık
İnaccuratly: yanlış bir şekilde
Data: veri. Latince aslı “Datum”dur. Latince’de sonu “m” ile biten kelimeler İngilizce’ye geçince “a” ile sonuçlanırlar.
The Gaverment must have overcome the economic recession in Irak. (Hükümet, Irak’ta ekonomik durgunluğun üstesinden gelmiş olmalı.)
Recession: (ekonomik) durgunluk. Cocession ve Recession kelimeleri her bir KPDS’ sınavında en az 20-30 defa geçer. Bu nedenle çok iyi bilinmesi gerekir.
Overcome: üstesinden gelmek
“...mış olabilirdi” veya “....e bilirdi” anlamındadır. Fakat burada ihtimal anlamı vardır. Aslında geçmiş bir olayın olasılığı olamaz ama Might + Have V3 kullanımı genelde geçmişte tehlike arz eden durumlarda kullanılır. Bu kullanım daha sonra Unreal yapılarda detaylı incelenecektir.
She might have fallen down. (O düşebilirdi.)
She might have killed her husband by mistake. (Yanlışlıkla kocasını öldürebilirdi.)
Mistake: yanlışlık, hata
Kill: öldürmek
Böylece Modal olarak temel kullanımları görmüş olduk. Gördüğümüz bu temel kullanımların dışında geniş bir şekilde modal kullanım varyasyonları da vardır. Ana kullanımları öğrendikten sonra karşılaşacağımız bu varyasyonları da çözebiliriz.
Örneğin:
He was ill this morning. He may have gone home. (O bu sabah hastaydı. Eve gitmiş olabilir.)
“...mış olabilir” yapısı daima olasılık bildirdiğinden bu yapıda May + Have V3 yapısında “Can” kullanılamaz. Yani Can + Have V3 şeklinde bir kullanım İngilizce’ de yoktur. Ama olumsuz ve soru yapısı vardır.
Such a man can’t have done that. (Böyle bir adam bunu yapmış olamaz.)
Örnek Model Cümleleri
He may have been waiting for us. (O bizim için beklemekte olabilir.)
He may have resigned. (O istifa etmiş olabilir.)
They must be studying now. (Onlar çalışıyor olmalı.)
She must have been developing a new method. (O yeni bir metot geliştirmekte olmalı.)
He was able to see his boss. (O patronunu görebildi.)
He has been able to see his boss. (O patronunu görebilmiş.)
He had been able to see his boss. (O patronunu görebilmişti.)
The two sides, could have resolved the dispute. (İki taraf anlaşmazlığı çözebilirlerdi.)
Unreal yapı olduğu için cümle olumlu görülmesine karşın olumsuz anlamdadır.
Resolve: çözmek (bir problemi, bir sorunu...)
Solve: çözmek (kimyasal anlamda)
Settle halletmek
Bu cümlede, KPDS için hayati önemde olan “pute”kelimesinin kökü ve türevlerini öğrenecek olursak:
Pute, Latince kökenli bir kelime olup, “Putare” den gelir. “Putare” hesaplamak, düşünmek anlamındadır. Genelde bu kelime kökünün anlamına göre türevleri çevrilir.
Dispute: dis = olumsuzluk, pute = düşünmek, Dispute = anlaşmazlık, tartışma
Compute: com = beraber, Compute = beraber düşünmek, Computer: Bilgisayar.
Repute: tekrar düşünülen, ün, şöhret.
İmpute: suçlamak, itham etmek
I should have turned down their proposal. (Önerilerini ret etmiş olmalıydım.)
She has to have sold her car. (O arabasını satmış olmalıydı.)
They ought to have submitted their report. (Onlar raporlarını sunmuş olmalıydılar.)
Submitte: sunmak
We had to sell all our properties. (Tüm mallarımızı satmamız gerekti.)
Property: mal, mülk, eşya.
People shouldn’t have exalted the statue of computers. (İnsanların bilgisayar statüsünü yüceltmeleri gerekmezdi.)
Exalt: yükseltmek, övmek, yüceltmek.
He shouldn’t have revealed my secret.(Sırlarımı açığa çıkarması gerekmezdi; ....çıkarmamalıydı.)
Reveal: açığa çıkarmak, göstermek, açıklamak
You oughtn’t to have said all these to him. (Bunların tümünü ona söylemen gerekmezdi.)
We had to discharge this patient. (Hastayı taburcu etmek zorunda kaldık.)
Discharge: taburcu etmek.
We must have seen him. (Onu görmüş olmalıyız.)
****Can ile olumlu perfect modal yapılamaz. “Can + Have V3” yapısı yoktur. Yani;
He can have said this şeklinde bir cümle kuramayız. Ama olumsuz yapıda olabilir.
“Can’t + Have V3” şeklinde cümle kurulabilir. Örnek verecek olursak;
She can’t have killed her friend. (O arkadaşını öldürmüş olamaz.)
They should have considered hte offer. (Öneriyi düşünmüş olmalıydılar.)
He must have gone. (O eve gitmiş olmalı.)
He may not have brought it. (Onu almış olmayabilir.)
She may not have passed the exam. (O sınavı geçmiş olmayabilir.)
He is able to realize his goal. (O amacını gerçekleştirebilir.)
He was able to realize his goal. (O amacını gerçekleştirebildi.)
He had been able to realize his goal. (O amacını gerçekleştirebilmişti.)
We could have passed the exam. (Sınavı geçmiş olabilirdik.)
We might have had an accident. (Kaza yapmış olabilirdik. Ya kaza yapsaydık olarak da çevrilebilir.)
İnilizceyi İngiltere’de öğrenmiş olabilirdik. (We could have learnt English in England.)
Evimizi satmamış olabilirdik. (We could not have sold our house.)
Sen ayağını kırmış olabilirdin. (You might have broken your leg.)
He had to reject salary rise. (Maaş artışını ret etmesi gerekti.)
Ject: atmak, fırlatmak anlamındadır. Latince kökenli olup, İngilizce’ye “ject”, Fransızca’ya “jet” olarak geçmiştir. Türkçe’de, Fransızca’dan geldiği için “jet”(uçak) olarak kullanılır. KPDS için önemli bir kelimedir. Türevleri ile birlikte çok iyi bilinmesi gerekir.
İnject: İn = içine, ject = atmak, İnject = içine atmak, enjekte etmek, iğne yapmak
Reject: Re = yeniden, Reject = yeniden atmak, ret etmek
Eject: dışarıya doğru atmak. (teyplerde vardır.)
Object: ...e atmak, itiraz etmek, karşı çıkmak.
Project: Pro = ileriye, ...nın yerine, Project = ...nın yerine atmak, tasarlamak.
The committe members could have given more concession. (Komite üyeleri daha fazla ödün verebilirlerdi.)
***Concession: taviz, ödün, ayrıcalık. KPDS’ de çok geçiyor. İyi bilinmeli.
He ought to have provided us with more accurate data. (Bize daha doğru bilgiler sağlamış olmalıydı.)
Provide: temin etmek, sağlamak. Önemli bir kelime ve KPDS’ de de sorulmuş önemli bir özelliği var. Eğer “provide”, sonrasında sağlanan nesne belli ise, “with” ile geçiş yapar. Yukarıdaki cümlede sağlanan şey “daha doğru bilgi”dir. Yani nesne belli olduğu için “with” ile geçiş yapmıştır.
Provition: teminat
Accurate: doğru. “cure = tedavi “den köken alır.
Accuracy: doğruluk
Accuratly: doğru bir çekilde
İnaccurate: yanlış
İnaccuracy: yanlışlık
İnaccuratly: yanlış bir şekilde
Data: veri. Latince aslı “Datum”dur. Latince’de sonu “m” ile biten kelimeler İngilizce’ye geçince “a” ile sonuçlanırlar.
The Gaverment must have overcome the economic recession in Irak. (Hükümet, Irak’ta ekonomik durgunluğun üstesinden gelmiş olmalı.)
Recession: (ekonomik) durgunluk. Cocession ve Recession kelimeleri her bir KPDS’ sınavında en az 20-30 defa geçer. Bu nedenle çok iyi bilinmesi gerekir.
Overcome: üstesinden gelmek
Could + Have V3
Could + Have V3
“...mış olabilirdi” veya “....e bilirdi” anlamındadır. Güç, yetenek anlamında, geçmişte yapılabilecek ama yapılmamış eylemleri ifadede kullanılır.
Our Goverment could have improved our standarts. (Hükümetimiz, standartlarımızı geliştirebilirdi.)
İmprove: geliştirmek, iyileştirmek
Bu cümleden, Hükümetin standartları geliştirme gücüne sahip olduğunu fakat bu geliştirmeyi yapmadığını anlıyoruz.
They could have coused a crisis of confidence. (Bir güven krizine yol açabilirlerdi.)
Confidence: güven
Couse: ... e sebep olmak
“...mış olabilirdi” veya “....e bilirdi” anlamındadır. Güç, yetenek anlamında, geçmişte yapılabilecek ama yapılmamış eylemleri ifadede kullanılır.
Our Goverment could have improved our standarts. (Hükümetimiz, standartlarımızı geliştirebilirdi.)
İmprove: geliştirmek, iyileştirmek
Bu cümleden, Hükümetin standartları geliştirme gücüne sahip olduğunu fakat bu geliştirmeyi yapmadığını anlıyoruz.
They could have coused a crisis of confidence. (Bir güven krizine yol açabilirlerdi.)
Confidence: güven
Couse: ... e sebep olmak
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)